
CFR’nin Mekke Anlaşması analizi, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Orta Doğu güvenlik düzenindeki artan rolü ile ABD’nin azalan etkisine odaklandı.
- 1. Mekke Anlaşması için CFR’den dikkat çeken analiz: ABD’nin etkisi azalıyor
- 1.1. Mekke Anlaşması CFR analizinde nasıl değerlendirildi?
- 1.2. Mekke Ortak Savunma Anlaşması ne içeriyor?
- 1.3. Anlaşma NATO’ya alternatif mi?
- 1.4. ABD öncülüğündeki bölgesel düzen neden tartışılıyor?
- 1.5. Mekke Anlaşması İbrahim Anlaşmalarına rakip olabilir mi?
Mekke Anlaşması için CFR’den dikkat çeken analiz: ABD’nin etkisi azalıyor
Mekke Anlaşması CFR analizi, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma paktının Orta Doğu’daki güç dengelerine olası etkilerini gündeme taşıdı. Council on Foreign Relations uzmanı Steven A. Cook, anlaşmanın ABD öncülüğündeki bölgesel düzenin zayıfladığını ve bölge ülkelerinin kendi güvenlik mimarilerini oluşturmaya başladığını gösterdiğini savundu.
Değerlendirme CFR’nin kurumsal görüşü değil, analizin yazarı Steven A. Cook’a ait. Anlaşmaya taraf ülkeler ise paktın herhangi bir devleti hedef almadığını ve mevcut ittifakların yerine geçmediğini vurguluyor.
Mekke Anlaşması CFR analizinde nasıl değerlendirildi?
Steven A. Cook tarafından kaleme alınan analiz, CFR’nin internet sitesinde 13 Ağustos 2026’da yayımlandı. Cook, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın öneminin yalnızca üç ülkenin birbirlerine sunduğu güvenlik taahhütlerinden kaynaklanmadığını belirtti.
Analize göre asıl değişim, bölgesel aktörlerin güvenlik düzenini Washington’ın yönlendirmesi yerine daha fazla kendi öncelikleri doğrultusunda şekillendirmeye yönelmesi. Cook, Suudi Arabistan’ın ABD’nin güvenlik garantilerine duyduğu güvenin azalmasıyla yeni seçenekler aradığını; Türkiye ve Pakistan’ın da anlaşmayla Körfez bölgesindeki etkilerini artırdığını değerlendirdi.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması ne içeriyor?
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı 7 Ağustos 2026’da imzaladı. Anlaşmaya göre taraflardan birine yönelik silahlı saldırı, üç ülkeye birden yapılmış kabul edilecek.
Türkiye Millî Savunma Bakanlığının verdiği bilgilere göre anlaşma kapsamında savunma ve dışişleri bakanları ile genelkurmay başkanlarının katılacağı üst düzey siyasi ve askerî mekanizmalar kurulması planlanıyor.
Üç ülkenin kara, deniz ve hava kuvvetlerini kapsayan ortak tatbikatlar düzenlemesi; hava savunması, insansız sistemler, elektronik harp ve yapay zekâ alanlarında iş birliğini geliştirmesi öngörülüyor.
Savunma sanayii alanında ise yalnızca ürün tedariki değil; ortak geliştirme, üretim, teknoloji paylaşımı, bakım ve lojistik desteği de hedefleniyor.
Anlaşma NATO’ya alternatif mi?
Türk yetkililer, Mekke Anlaşması’nın NATO’ya veya ülkelerin mevcut ikili ve çok taraflı yükümlülüklerine alternatif olmadığını belirtiyor. Anlaşmanın belirli bir ülkeyi hedef almadığı ve savunma amacı taşıdığı ifade ediliyor.
Anlaşmaya katılım, Türk askerinin her bölgesel krize otomatik olarak gönderileceği anlamına da gelmiyor. Kuvvet kullanımı ve askerî harekât kararları, Türkiye’nin anayasal düzeni ve ulusal karar mekanizmaları çerçevesinde alınmaya devam edecek.
ABD öncülüğündeki bölgesel düzen neden tartışılıyor?
CFR analizinde, ABD’nin 1970’lerden itibaren Orta Doğu’da oluşturduğu güvenlik düzeninin son yıllarda ciddi baskı altında kaldığı savunuldu.
Irak’ın 2003’te işgali, Arap ayaklanmaları, Suriye ve Yemen politikaları, Gazze savaşı ve Washington’ın değişken dış politika yaklaşımı bu zayıflamanın nedenleri arasında gösterildi.
Cook’a göre bölge ülkeleri, ABD’nin güvenlik politikalarındaki belirsizlik nedeniyle kendi savunma seçeneklerini geliştirmeye başladı. Mekke Anlaşması da bu arayışın en görünür örneklerinden biri hâline geldi.
Mekke Anlaşması İbrahim Anlaşmalarına rakip olabilir mi?
CFR analizinde Orta Doğu’nun gelecekte iki farklı siyasi ve güvenlik ekseni etrafında şekillenebileceği görüşü dile getirildi. Bunlardan birinin ABD destekli İbrahim Anlaşmaları çizgisi, diğerinin ise Mekke Anlaşması çevresinde oluşabilecek yapı olabileceği savunuldu.
Bu değerlendirme henüz gerçekleşmiş bir bölgesel ayrışmayı değil, yazarın geleceğe ilişkin senaryosunu ifade ediyor. Anlaşmaya taraf ülkelerin resmî açıklamalarında ise paktın saldırgan bir blok veya mevcut ittifaklara rakip bir yapı olmadığı özellikle vurgulanıyor.



